“Taraftarı Görünce Yorgunluğumu Unutuyorum”
24 saati Futbol Takımımız’la birlikte yaşayan Futbol Şubesi’nden Sorumlu Asbaşkanımız Kıvanç Oktay’ın en büyük motivasyon unsuru taraftarlarımız ve kendisine büyük destek veren ailesi. Oktay ile A’dan Z’ye her şeyi konuştuk.
Dört aydır şirketine gidemeyen, ailesine vakit ayıramayan Futbol Şubesi’nden Sorumlu Asbaşkanımız Kıvanç Oktay, bütün zamanını Futbol Takımımız ile birlikte geçiriyor. Oktay için futbolcularımızın, kendi oğulları Sinan ve Murat’tan bir farkı yok. Çok sevdiği Beşiktaşımız’a hizmet etmenin mutluluğu, taraftarlarımızın ve ailesinin desteği ile zor günleri, çok zamansız ve çok haksız eleştirileri unutan Asbaşkanımız, Takımımız’ın başarısı için gece-gündüz çalışmaya devam ediyor.
Futboldan Sorumlu Asbaşkanımız Kıvanç Oktay ile siyah-beyaz bir röportaj yaptık. Hem zor hem mutlu günleri konuştuk. İşte Kıvanç Oktay:
Sizi tanıdığımız için futbola olan yoğun sevginizi biliyoruz. Bu sevgi nasıl doğdu?
Ülkemizde futbola ilgi duymayan, futbolu sevmeyen çok az erkek vardır. Ben de sporu özellikle de futbolu çok seviyorum. Futbolun içinden yetişmiş bir insan değilim ama bir taraftar olarak maçları hep takip ederdim. Şimdi de yönetici olarak futbolun içindeyim.
Futbolcularımızla da basın mensuplarıyla da diyaloğunuz çok iyi. Bu sizin yapınızdan mı kaynaklanıyor, bunu nasıl başarıyorsunuz?
Benim kişilerle sorunum yoktur ve olaylara hep iyi niyetle yaklaşıyorum. Basında olumlu da olumsuz da yorumlar olabilir. Bunu sevmek veya sevmemek olarak yorumlamamak gerekir diye düşünüyorum. Basındaki bütün arkadaşları seviyorum, onların da bana aynı şekilde yaklaştıklarını biliyorum. Eleştiri saygı sınırlarını aşmadığı sürece beni rahatsız etmez. Futbolcularımıza gelince... Onlarla 24 saat beraberim. Artık ağabey-kardeş gibiyiz. Futbolcularımızın sıkıntılarını da mutluluklarını da birlikte yaşıyor, paylaşıyor ve sorunlarına çözüm buluyoruz. Karşılıklı sevgi-saygı olunca, zaten diyaloglar da düzgün ve iyi oluyor.
Aktif yöneticilik hayatınızda sizi en çok etkileyen anı bizimle paylaşır mısınız?
En mutlu olduğum an, Galatasaray’ı 100. yılımızda yenip Şampiyon olduğumuz andır. Bu maçtan sonra taraftarlarımız beni sahada omuzlarına alıp, kapalı tribünün önüne kadar getirmişlerdi. Yöneticilikte en büyük mutluluk taraftarın takdiridir. Çünkü yöneticiliğin başka hiçbir getirisi yok. Bu sezon da taraftarlarımızın desteği hep yanımızda oldu. Özellikle zor günlerimizde yanımızda oldukları maçları unutamam. O hislerimi tarif etmem de mümkün değil. Binlerce taraftarımızın bana verdiği en güzel mükafattır bu. Çok güzel bir duygu.
Beşiktaşımız’ın her maçında adeta sahadaki oyuncular kadar yorulduğunuzu ve heyecanlandığınızı gözlemliyoruz. 90 dakikada neler yaşıyorsunuz?
Maçlarımızda hakikaten çok heyecanlanıyorum. O hafta oynayacağımız karşılaşmanın hazırlıklarını tamamlayıp, takım kampa girince, ben de adeta bir futbolcu gibi maça motive oluyorum. Maç başladığında da sanki sahadaki futbolcular kadar mücadele etmişcesine ter içinde kalıyorum. Zaten bu işi yapabilmeniz için bu heyecanı duymanız ve çok sevmeniz gerekir.
Siz yönetici olmadan önce, bir taraftarımız olarak da bu heyecanı yaşıyor muydunuz?
Taraftar olarak maçlara geldiğiniz dönemde, olayları çok farklı yaşıyorsunuz. Hep birileri bir şeyleri düzeltsin diye bakıyorsunuz. Üzerinizde hiçbir sorumluluk olmadan, herkesi rahatça eleştirebiliyorsunuz. Eğer kötü bir neticeyle maç bitmişse, muhakkak birilerini suçluyorsunuz. Yönetici olunca, sorumluluk artıyor ve durum farklılaşıyor. Özellikle de Futbol Şube Sorumlusu iseniz, ağır bir sorumluluk hissediyorsunuz. Kimseyi suçlayabilecek durumunuz yok.
Her şeyin size fatura edilmesini normal karşılıyor musunuz?
Futbol Takımımız, Kulübümüz’ün vitrinidir. Bu şubeyi yöneten kişi olarak basında en çok görünen kişi olmam da gayet doğal. Bu sebeple, bir şeyler kötü gittiğinde eleştiriler benim üzerimde yoğunlaşıyor, bu böyledir. Eğer üstüme düşen vazifelerde eksik bir şey yapıyorsam, o zaman eleştiriye açığım. Bana önceki sorunuzda, futbolcuların beni sevdiğini söylediniz. Futbolcular seviyor, çünkü bizim ne kadar amatör ruhla hareket ettiğimizi görüyorlar. Bazen ne kadar doğrusunu da yapsanız, birileri bardağın boşta olan kısmını görmek isteyebiliyor. Birilerinin niyeti üzüm yemek değil de bağcıyı dövmek olabilir. Bu durumda da yapacak bir şey yok. Olaylara böyle bakan kişiler, her maçı kazansanız bile mutlaka eleştirecek bir şeyler bulurlar. Ancak işin güzel tarafı, işler iyi gittiğinde de takdir ediliyorsunuz.
Transfer döneminde bazı futbolcuların transferlerini deyim yerindeyse 10 dakikada bitirdiniz. Bunu nasıl başardınız?
Yapı olarak konuları uzatmayı sevmiyorum. Zaten futbolculara öne sürdüğümüz koşullar, önceden belli olduğu için, birçok transfer görüşmemiz çok kısa sürdü. Hiçbir futbolcuya, “İlla ki transfer edeceğiz” diye, gözümüzü karartıp uçuk fiyatlar önermedik. Başkanımız ve Yönetim Kurulumuz’un neler yapmak istediğini, her futbolcuya iyi bir şekilde anlattık. Hiç kimsenin hakkını da yemedik. Zaten her futbolcu Beşiktaş’ta oynamanın büyük bir şeref olduğunu bildiği için, görüşmelerimiz kısa sürdü. Transfer konusuna gelmişken, haksız yere çok eleştirildiğimizi düşünüyorum. 13 tane transfer yaptık. “Hep gereksiz transferler yapıldı” denildi. Halbuki biz çok iyi transferler yaptık. Şu anki transfer piyasasında, her takım her istediği futbolcuyu alamıyor. Biz politika olarak sözleşmesi bitmiş ve alabileceğimiz futbolcuları transfer ettik. Görüştüğümüz her futbolcuyu makul fiyatlar çerçevesinde kadromuza dahil ettik. Sadece Emre Belözoğlu istisnası dışında.
Zorlandığınız bir görüşme oldu mu?
Her futbolcuyla ve kulübüyle açık açık konuştuk. Karşı taraf samimiyetinize inandığı zaman, olay çok daha kolay çözülüyor. Transferlerimizin hepsinde de bu samimiyetimiz vardı. Onun için de aslında rahat bir dönemdi diyebiliriz.
Transferler ilk dönemde eleştirildi ama bugüne baktığımızda bütün futbolcularımızdan verim alıyoruz.
Ben birinci günden itibaren, hepsinin arkasındayım. Hepsi iyi transferler. “8 tane sağbek alındı”, “5 tane solbek alındı” denildi. Herkes yorum yaptı. Bu eleştirilere sahada cevap verebilme şansımız bir süre olmadı. Çünkü kötü neticeler alıyorduk. Ama her maçtan sonra da aynı beyanatı verdim. “Takımımız iyi, futbolcularımız da iyi futbolcular. Hocamız’a güveniyoruz. Bu takım düzelecek” dedim. Bugün de aynı şeyi söylüyorum. Çok kısa bir süre önce basının gönderilecek listesine koyduğu Emre ve Mustafa oynadıkları maçlarda kritik goller attılar. Fatih Sonkaya, formayı aldı ve bırakmıyor. Hocamız’ın özellikle istediği, John Carew, Juanfran ve Tayfun Korkut da çok iyi oyuncular. Murat Şahin çok iyi bir kaleci. Okan Buruk’un, Çağdaş’ın, İbrahim Toraman’ın, Ali Güneş’in kalitesini herkes biliyor, takıma katkısını herkes görüyor. İbrahim Akın, Berkant Göktan ve Veysel Cihan’ın görüşmeleri de ilk olarak bir önceki yönetim tarafından yapılmıştı. Onlar da çok iyi futbolcular. Bireysel olarak hepsi çok iyi oyuncular ama hepsinin aynı anda oynaması mümkün değil. Bu oyuncular ya Milli Takım oyuncusu ya da aldığımız takımların en iyi oyuncuları. Her geçen hafta bunu daha iyi göreceğiz. Kadromuz geniş olduğu için birisi oynayacak, birisi yedek kalacak. Bu kadro uzun vadede daha da oturacak. Mali açıdan baktığımızda da, transferlerimiz çok iyi.
Sezona istediğimiz gibi başlayamadık. Bunu bekliyor muydunuz?
Daha iyi yerlerde olacağımızı bekliyordum. Belki ilk haftalarda uyum sorunu olur, diyordum ama bu derece gerilerde kalacağımızı düşünmemiştim. Ancak hocaya ve futbolculara sonsuz inancım nedeniyle kısa bir sürede başarıya ulaşacağımızı biliyorum. Trabzonspor maçı ile çıkışımız başladı. Hem galibiyet alıyoruz hem de çok iyi mücadele ediyoruz. Fenerbahçe maçını kazanmamız da bizim için çok önemliydi.
Yapılan eleştiriler hakkında ne düşünüyorsunuz?
Şahsıma yapılan eleştirileri kast ediyorsanız, yönetici olarak elimden gelenin en iyisini yaptığıma inanıyorum. Eleştirinin her türlüsüne, hakaret şekline dönüşmemesi şartıyla, her zaman açığım. Medya, beni “Transfer Şampiyonu” ilan ettiğinde kendimi şampiyon hissetmedim. Aynı şekilde başarısızlığın mimarı olarak lanse edildiğimde de kendimi başarısız olarak görmedim. Biz günlük veya haftalık yaşamıyoruz. Günlük gelen eleştiriler sonucunda da uzun vadeli planlarımızı değiştirmiyoruz.
Şu tarih itibariyle sizi en çok ne üzüyor?
Hakemler.
Yönetici olarak bugüne kadar sizi en çok üzen ya da etkileyen olay nedir?
Beni en çok üzen olay ve yönetici olarak en zor yaptığım görev, Pascal Nouma’ya “Sözleşmen bitti” demektir. Sadece yönetici olduğum yıllarda değil, bu karar hayatımın en zor anlarından biriydi.
Sizin kişisel olarak Beşiktaş’la ilgili hedefiniz nedir?
İyi bir yönetici olarak üstüme düşen görevi yapmak. Beşiktaş’la ilgili bundan yukarıda bir hayalim yok.
20 sene geriye gitsek, Beşiktaş’la ilgili o zamanki hedefleriniz ve hayallerinizle şimdikiler arasında ne gibi benzerlikler ya da farklılıklar var?
Çocukluğumda yönetici olacağımı hiç hayal etmemiştim. Kapalı tribün taraftarıydım. Gece yarılarından itibaren kuyruklara girerdik. Sabahın çok erken saatlerinde, kahvaltı niyetine ekmek arası bir şeyler yerdik. Sonra numaralı tribüne geçtik. Kısacası o zamandan bugüne değişen tek şey, çok sevdiğim Kulübüm’e taraftarlığımın yanında yönetici olarak da hizmet vermek oldu.
Beşiktaşlılığınız nereden geliyor?
Bununla ilgili tezahüratı tasvip etmesem de benim Beşiktaşlılığım doğuştan geliyor. Beşiktaş Serencebey’de doğdum, çocukluğum orada geçti. Daha sonra taşınsak da, dedem ve babaannem Beşiktaş’taydı. Ben de hep Beşiktaş’ın içindeydim.
İki oğlunuz da birbirinden iyi Beşiktaşlı. Beşiktaşlı olmaları bir aile geleneği midir, yoksa Beşiktaşlı olmaları için çaba sarfettiniz mi?
Onlar da doğuştan Beşiktaşlı oldu. Anneleri, babaları ve 2 dedeleri de Beşiktaşlı olunca, oğullarım da doğal olarak Beşiktaşlı oldular. Ağızlarından başka bir takımın adını duymadım.
Beşiktaş’tan vakit bulup da ailenizle zaman geçirebiliyor musunuz?
Aileme maalesef vakit ayıramıyorum. Geçen dönem biraz daha rahattım. Bu dönem işime ve aileme zaman ayırmam mümkün olmuyor. Yaklaşık 4 aydır işime gitmiyorum. Akşamları idmana gidince ailemle birlikte yemek yiyemiyoruz. Her haftasonu da maç olduğu için bir arada olmamız mümkün olmuyor. Ailemdeki herkes futbolu, Beşiktaş’ı çok seviyor ve bana destek oluyorlar. Maçlara devamlı geldikleri için, benim bu işe bakışımı ve durumumu da görüyorlar. Gerçekten bu konuda büyük fedakarlık yapıyorlar. Yöneticiliği sadece ben yapmıyorum, aslında ailece yapıyoruz. Bu Başkanımız ve bütün yönetici arkadaşlarım için de geçerli.
En sevdiğiniz tezahürat hangisi?
Hepsini seviyorum, ayrım yapmak istemiyorum.
Son olarak taraftarımıza ve Camiamız’a nasıl bir mesaj vermek istersiniz?
Taraftarlarımız zaten iyi günde de, kötü günde de takımlarını destekliyor. Hiçbir zaman Beşiktaş’ı yalnız bırakmıyorlar. İçerde de dışarıda da desteklerini bizden esirgemiyorlar. Takımımız kadar mücadele ediyorlar. Taraftarımız gerçekten takımımız için büyük bir güç. Bugüne kadar nasıl hiçbir neticede dağılmadıysalar, bundan sonra da aynen devam etmelerini istiyoruz. Takımın buna ihtiyacı var. Taraftarlarımıza desteklerinden dolayı binlerce kez teşekkür ediyoruz. Benim de Futbol Şubesi Sorumlusu olarak, en büyük desteğim taraftarlarımız. Taraftarımızı tribünde gördüğüm an bütün yorgunluğumu unutuyorum. Zor günler geçirdik ama çıkışımız başladı. Bu yönetime oy verirken Camiamız bize inandı. Bundan sonra da inansınlar. Bu inançları hem tesisleşme hem kurumsallaşma hem de sportif başarımıza yansıyacaktır.
Teşekkür ederiz.
